Kayıt Ol

Misyonumuz şehrin farklı köşelerine gitmek... Özel

Pazartesi, 01 Nisan 2019 13:35 Caz
(0 oy)

İstanbul Caz Festivali, bu yıl 19 Haziran-18 Temmuz tarihlerinde 26’ncı kez düzenlenecek. Festivalin direktörü Harun İzer, bu yılki festivali, 26 yılın özetini, caz festivali kültürünün zamanla hangi noktalara evrildiğini anlattı.



İlk kez 1995 yılında düzenlenen ikinci İstanbul Caz Festivali’nde çalışmışsınız. Şimdi direktörlük görevini üstleniyorsunuz. Bu sürecin sizde yarattığı duygular nedir? Ve yine aynı temelde İKSV’nin çalışma yapısından da bahseder misiniz?


1995 yılında ilk kez İstanbul Caz Festivali’nde rehberlik yaptığımda 20 yaşındaydım, üniversiteye yeni girmiştim. Müzik dünyasına dair ilk deneyimlerimi o günlerde edindim. Tabii o zamanlar işin buralara varacağı aklımın ucundan geçmiyordu. Şimdi üzerinden 20 yılı aşkın bir süre geçmiş. Geçmişe bakınca bu günlere nasıl geldiğimi düşünmek çok ilginç geliyor. O günden bugüne birçok değişik tecrübem oldu. Sadece İstanbul Caz Festivali, İKSVdeğil değişik kurumlarda çalıştım, bir dönem mesleğim olan avukatlığı yaptım, kısa bir süre DJ’lik yaparak yaşadım. Ama en uzun dönemi de yine İKSV’de, Caz Festivali’nde geçirdim. Demek ki işimi iyi yapmışım diye düşünüyorum – ve tabii birçok açıdan şanslıymışım diye de düşünüyorum; arkadaşlarım, çevrem, ailemin desteği, yaptığım seçimler… Hepsinin payı var.

Fotoğraf: Muhsin Akgün/İKSV İçinde bulunduğum kurumun yapısının da bu anlamda bana uygun olmasının büyük önemi olsa gerek herhalde. Her şeyden önce insanların birbirini dinlediği, uzlaşma, işbirliği ve anlayışın ön planda olduğu bir kurum İKSV. Ayrıca başından beri beni en çok cezbeden şey, çok farklı alanlardan yaratıcı ve ilham verici insanlarla tanışma, birlikte çalışma olanağı. Mesela İstanbul Bienali her zaman en merakla beklediğim etkinliklerden biri olmuştur. Her yeni bienalde ilk fırsatta küratörlerimiz ile tanışırım, keza bienallerde sanatçıların müzikle birleşen projelerinde yardımcı olmak en büyük hobilerimden biri!

İstanbul Caz Festivali, 26 yıldır İstanbul’daki festival ve caz kültürünü büyük ölçüde etkileyen bir organizasyon. Özetlemeniz gerekirse 26 yılda ülkeyle paralel olarak neler değişti? Neler gelişti veya ilerleme gösterdi; gösteremedi? Gözlemleriniz nedir?

26 yıl, çeyrek asır, çok ciddi değişimlerin olması kaçınılmaz. Hele ki zamanın bu kadar hızlandığı bir dönemde. 1990’lı yılların sonunda festivaller (ki o zamanlar sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor) aslında İstanbullu -ve Türkiyeli- seyircinin dünyada müzik alanındaki önemli gelişmeleri izleyebildikleri yegane platformdu, adeta bir okuldu. Dolayısıyla o dönem bolca ‘ilkler’in yaşandığı bir dönemdi. Bu sadece ülkeye gelen sanatçılar açısından da değil, festivallere desteğin artması, sponsorluk yapılarının gelişmesi ve etkinlik mekanlarının açılması açısından İstanbul Caz Festivali’nin önemli etkileri oldu diye düşünüyorum. Mesela İstanbul Caz Festivali’nin 22 yıldır festival sponsoru olan Garanti Bankası ile yarattığı güçlü sinerji, eminim başka çok sayıda kuruluşu bu alanda bir şeyler yapmaya teşvik etmiştir.

Günümüzde ise festivaller bence biraz daha farklı bir misyonu üstlenmeye başladı. Artık sanatçıların turne imkanlarının arttığı şu dönemde bir şehir festivalinin sorumluluğu sadece en yeni – en büyük sanatçıları sunmakla sınırlı değil. Festival içinde bulunduğu şehre bir değer katmalı, şehir sakinlerine farklı bir şehir ve festival deneyimi sunabilmeli, şehre dışarıdan gelenlere ise o şehrin (veya ülkenin) müzik kültürünün değişik yönlerini gösterebilmeli. Biz de son yıllarda İstanbul Caz Festivali’ni kurgularken hep bu açılardan yeni-farklı neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. Olabildiğince şehrin farklı köşelerine gitmek gibi bir misyonumuz var, mekan çeşitliliğini önemsiyoruz. Yine farklı yaş gruplarına (çocuklar, gençler, yetişkin izleyiciler gibi) hitap etmeye çalışıyoruz. Bütün bunlar son yıllarda yaşadığımız değişiklikler.

Bir festival yaptığınızda konuyla ilgilenen yüzde yüz herkesi memnun etmek mutlaka mümkün değil. Bu bir caz festivali ise işiniz çok daha zor olmalı. Sizce de caz festivali programı oluşturmak en zoru mudur? Yoksa cazın geniş yelpazeye yayılması işinizi kolaylaştırır mı?

Demin biraz bahsetmiştim aslında, festival İstanbullu seyirci için bir okul oldu diye. Dünyaca ünlü sanatçıları (Björk’ten Massive Attack’e) ilk kez İstanbul Caz Festivali’nde izledik. Bu açından İstanbul Caz Festivali’nin getirdiği yenilikçi festival yaklaşımı, yani türe ve festivale sadece tanımlandığı sınırlar içerisinden değil geniş bir vizyon üzerinden bakması önemli idi. Şu anda hem dünyada hem de Türkiye’de bu yoldan giden birçok festival olduğunu görmek bizi de mutlu ediyor.

Caz müziği aslında tam bizim festivalin başladığı 1990’lı yılların ortalarında oldukça karışık bir dönemden geçiyordu. Bir yandan geleneği koruma kaygısı, diğer taraftan tutuculuğun baskısı altında dinamizmini kaybetme tehlikesi. O dönemlerde gerçek cazın ne olması gerektiği çok tartışıldı. Ancak bence özellike 2000’ler sonrası ortaya çıkan başarılı genç nesil müzisyenler, bu türün özünü koruyarak sözünü değiştirmeyi başardılar. Günümüzde tabii ki bu alanda tartışmalar bitmiş değil ama bence caz müziği de kabuk değiştiriyor ve bu da biz festival yöneticileri açısından türe daha geniş bir yelpazeden bakmayı kolaylaştırıyor. Mesela bu yılki festivalde Jacob Collier ile aynı gece sahnede olacak Makaya McCraven veya Beykoz Kundura etkinliğimizdeki Rymden, Nubiyan Twist gibi gruplar bu anlamda güzel örnekler.

İnsanların müziğe ulaşma, müziği dinleme, paylaşma biçimleri teknolojik gelişmelerle tamamen değişti. Sizce festival takip etme kültüründe bu alışkanlıkların farklılaşmasının bir benzeri yaşandı mı veya yaşanır mı? Ya da sosyal medyanın daha da yaygınlaşmasıyla şekil değiştirecek midir?

Kesinlikle bir değişim yaşandı, yaşanıyor. Ama bunun olumlu yönde olduğunu düşünüyorum. İnsanların müziğe ulaşma ve müzik dinleme alışkanlıkları değiştikçe yeni ve farklı olana ilgilerinin de arttığını düşünüyorum. Bu en başta yıldız sanatçı algısını değiştirdi. Artık tek bir ismin peşinden koşan geniş kitlelerdense çok farklı tarzlarda sanatçıları aynı anda takip edebilen kitleler var. Bu festivallerin daha renkli programlar sunmasına da yardımcı olan bir durum. Ayrıca festivali bir deneyim olarak ele almayı, sunmayı da teşvik ediyor. Diğer taraftan kayıtlı müziğe erişimin kolaylaşması, canlı performansı da değerini katlamış oldu. Eskiden plak – CD almak zor bir işti, şimdi neredeyse her istediğimiz müziğe anında ulaşabildiğimiz bir zamanda, sanatçının karşınızda kanlı canlı bir şarkı söylemesinin değeri çok daha önemli oldu.

İstanbul Caz Festivali, her yıl popüler isimleri de davet etmesiyle vakfın en büyük bütçeli organizasyonlarından biri. Bütçenin program yaparken ana kriter olması kaçınılmaz bir gerçek. Bu durum çalışmalara başlarken sizi ne yönde etkiliyor? Program oluşturma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Bir festivali hazırlarken tabii ki ilk baktığımız, sanatsal anlamda doyurucu, yenilikçi ve kaliteli bir program yapmak. Ama işin bütçesi de oldukça önemli – çünkü sürdürülebilirlik ancak finansal olarak da başarılı ve kendini idame ettirebilen bir kurgu ile mümkün olabiliyor. Bizim dünyamızda, bir öncekinin başarısı, ertesi yılki festivalin de hayata geçirilebilmesi için oldukça önemli. Program hazırlığı ile bütçe planlaması tabii ki bu anlamda el ele gidiyor. Her yeni festival için işe oturduğumuzda, ayağımızı uzatabileceğimiz yorganın ne kadar olduğu o festivalin kurgusunu da etkiliyor. Daha önce de bahsettiğim gibi festivalin sürekliliğinde ve başarısında 22 yıldır festival sponsoru olan Garanti Bankası ile yarattığı güçlü sinerjinin önemi de büyük.

Bu yılki programı geçen hafta açıkladınız. Programın bu yıl diğer yıllara oranla fazla ‘kuvvetli’ olmadığı yorumları için ne söylersiniz? İnsanların böyle düşünmelerine sebep olan noktaları nasıl yorumlamak gerekir sizce? Bir önceki sorudaki bütçe unsuru da bunda ne kadar etkili?

İstanbul Caz Festivali, 26 yıllık tarihinde sürekliliğinden ve sanatsal çizgisinden ödün vermeden hep nasıl daha iyi bir festival yapabiliriz ve bu festivali şehir sakinleri ile etkileşim içinde gerçekleştirebilmek, caza yeni dinleyiciler kazandırmak için programımıza neler ekleyebiliriz bakış açısıyla gerçekleştiriliyor. İstanbul Caz Festivali aynı zamanda şehre kazandırdığı yeni ve özgün mekanlar, müzikseverlerle tanıştırdığı yeni isimler, yurt dışında tanıttığı yerli sahnenin başarılı isimleri ile bir bütün olarak her zaman öncü oldu. Ben festivale bu süreklilik anlayışı içinden bakmayı doğru buluyorum.

Bu yaz da Kamasi Washington, Snarky Puppy, Jacob Collier, Bill Charlap gibi yıldız isimlerin ve yeni keşiflerin de aralarında olduğu 300’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’un 27 farklı mekânında yer yaştan müzikseverlerle buluşturacağız. Ayrıca bu sene festival takipçilerinden gelen yoğun istek üzerine, dokuz yıl aradan sonra Caz Vapuru festivale geri dönecek. Çok ilgi gören Gece Gezmesi konserlerinin bir ayağı ilk kez Avrupa yakasına taşınacak, her yaştan seyircinin büyük ilgi gösterdiği ücretsiz etkinliğimiz Parklarda Caz, bu sene de Fenerbahçe ve Beylikdüzü parklarında gerçekleştirilecek. Ayrıca bu sene ilk defa Haliç’teki Halıcıoğlu parkında da müzikseverler için yepyeni bir ücretsiz etkinliğimiz de olacak.  Festival kapsamında bu yıl ilk kez bir çocuk kitabımız çıkacak ve çocuklara cazı üç dilde tanıtacak.

Diğer taraftan festivalin bütçesi açısından da tabii ki yüksek katılımlı konserlerin katkısı da daha fazla oluyor. Ama sadece buna takılmadan, bu festival şehre ne katabiliyor sorusunun cevabını da es geçmeden düşünmemiz lazım gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca 2020 yılı için de şimdiden önemli bazı isimlerle iletişimimize başladı. Özellikle rock müziğinin efsane isimlerini seyretmek isteyenler 27’nci İstanbul Caz Festivali’ni bir kenara not alsınlar.

Türkiye yabancı müzisyenlerin gelmeye çekindikleri bir ülke olma durumunu sürdürüyor mu? Görüşmelerinizde ne gibi geri dönüşler alıyorsunuz? Bu yıl festivale güvenlik kaygısıyla katılamayan isimler oldu mu?

Son iki yıldır bu konuda herhangi bir sorun yaşadığımızı söyleyemem, sanatçılar eskisi gibi Türkiye’ye gelmek konusunda oldukça hevesliler. Güvenlik kaygısı bir kenara, 2016 yılında gelmekten vazgeçen bazı sanatçılar, çok daha heyecanlı bir şekilde “Bu yıl gelsek mi?” diye sorar oldular. Dolayısıyla bu açıdan bir sıkıntımız yok diyebilirim.

Bu konudan bahsetmişken, sponsorlarımızın festival için ne kadar önemli olduğunu da belirtmekte fayda görüyorum. Özellikle böyle zor dönemlerde güçlü sponsorların festivale desteği, gelecek yıllar için bize ümit veriyor, daha çarpıcı programlar yapmak üzere motivasyonumuzu artırıyor. Garanti Bankası, Socar Türkiye, Anadolu Efes gibi marka ve kurumların desteği bizler için çok değerli.

Bu sene festivalde iki yeni etkinliğiniz var: ‘Vitrin Turu ve Ah Şu Cazlar Blues…

Bu yıl festivalin iki yeni etkinliği var, bunlardan biri Vitrin Turu, diğeri de Halıcıoğlu’nda yapmayı planladığımız Ah Şu Cazlar Blues’lar. Her ikisi de bizim de içinde bulunduğumuz Beyoğlu ilçemizde gerçekleşecek. Vitrin Turu aslında biraz Gece Gezmesi’ni hatırlatan bir etkinlik, Şişhane’de üç ayrı sahnede, Salon İKSV, Nardis ve Cemiyet’te birbirinden farklı altı konser izleyeceğiz bu gece boyunca. Özellikle son yıllarda düzenlediğimiz ve Türkiye’den yeni ve yaratıcı müzik üretimlerini dünyaya tanıtma amacını taşıyan bölümümüz Vitrin – Türkiye Güncel Müzik Buluşması kapsamındaki bu bölümümüzde tamamen Türkiye’den son dönemin en başarılı ve ilginç caz ve güncel müzik toplulukları yer alacak. Azerbaycanlı müzisyen dostumuz Kamil Hajiyev’in liderliğindeki No Land, genç gitaristlerimizden Efe Demiral, özgün besteleri ile başarılı çellistlerimizden Gülşah Erol ve en son Nardis caz vokal yarışmasında da dereceye giren Duru And, bu etkinliğin başta gelen isimleri arasında. Etkinlik 3 Temmuz Çarşamba günü gerçekleşecek.

Ah Şu Cazlar Blues’ları ise Halıcıoğlu Parkı’nda gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 7 Temmuz Pazar günü gerçekleşecek bu etkinlikte üç farklı grup yer alacak. ABD’den Soul Brass Band, Türkiye’den Cüneyt Sepetçi ve Suriyeli müzisyenlerin de içinde bulunduğu bir topluluğun sahne alacağı bu etkinliğimiz ücretsiz olacak.

Caz Vapuru bu yıl dokuz yıl aradan sonda yeniden Boğaz’a açılıyor. Fazla talep üzerine bu yıl yeniden programa eklenmiş. Dokuz yıl neden ara verilmişti? Bu yıl beklentiniz neler?

Caz Vapuru’nu en son 2010 yılında gerçekleştirmiştik, ertesi yıllarda değişik sebeplerden tekrarı mümkün olmamıştı. Aslında öncesinde de uzun yıllar (sanıyorum yedi kez) gerçekleşen Caz Vapuru seferden kalkınca böylesine yoğun talep alacağını biz de beklememiştik. Üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen hala izleyiciler bize “Caz Vapuru’nu tekrar yapsanız” derlerdi. Geçen yıllarda birkaç kez düşündük ama festivalin programı elvermemişti. Bu yıl şehir hatlarıyla tekrar bağlantıya geçtiğimizde bizi çok sıcak bir şekilde karşıladılar, her türlü kolaylığı gösterdiler (buradan kendilerine tekrar da bir teşekkür etmek isteriz). Bu yıl seferimiz Kabataş’tan kalkacak ve Anadolu Kavağı’na uzanacak. Sefer boyunca üç farklı topluluğun konserleri olmasını planlıyoruz, bunlardan ikisi Hollanda ve Almanya’dan gruplar olacak gibi görünüyor, bizden de festival basın toplantımızda da çalan Brassist ekibinden müzisyenlerin çalacaklar. Yine sefer boyunca sırf konserler olmayacak, DJ’lerimiz de grupların çalmadığı zamanlarda keyifli müzikleri ile katılımcıları güzel dakikalar geçirtecekler.

Bu yıl Yaşam Boyu Başarı Ödülü Hasan Hürsever ve Ömür Göksel’e takdim edilecek. Neler söylersiniz?

İstanbul Caz Festivali her yıl Türkiye’de caz müziğinin gelişimine katkıda bulunan değerli müzisyenlere Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü takdim etmeye devam ediyor. Bu yıl emektar davulcularımızdan, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nda uzun yıllar görev almış Hasan Hürsever ve cazın yanı sıra popüler müzik alanında da yaptığı başarı çalışmalarla tanınan, ülkemizin değerli seslerinden Ömür Göksel’e verilecek.

Bu yıl programda sizin favori konseriniz hangisi?

Her zamanki gibi en zor soru. Bu soruyu çeşitli ihtimallere göre cevaplandırayım. Eğer bir caz fanatiği iseniz, özellikle de bu dünyada yeni neler oluyor diyorsanız, Kamasi Washington ve Snarky Puppy konserlerini kaçırmamanız lazım. Daha klasik cazseverler için ise Bill Charlap veya Shai Maestro konserleri mutlaka görülmeli. Yeni ve heyecanlı sesler duymak isteyenleri mutlaka Melanie De Biasio ve Jacob Collier konserlerimize bekleriz, pişman olmayacaklar. Çocukları da unutmadık bu arada, Çocukça Bir Gün etkinliğimiz tam da onlar için hazırlandı. Şimdiden herkese güzel bir festival dilerim.

Okunma 131 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 01 Nisan 2019 13:37
Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
Ali Sami İpek

Saksafon üzerine haber toplayarak sitemize katkıda bulunmaktadır.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Layouts
Colors